Disleksi, başa çıkılacak değil, farkındalığına varılacak bir farklılıktır.
Günümüzde pek çok aile ve birey, çocuklarının veya kendilerinin okuma-yazma süreçlerinde yaşadıkları zorluklarla karşılaşıyor. "Çocuğum neden harfleri karıştırıyor?", "Okuduğunu anlamakta neden bu kadar güçlük çekiyorum?" gibi sorular sıkça duyuluyor. Bu durumların arkasında çoğu zaman disleksi yatıyor. Disleksi, zekâ seviyesi normal veya üstün olan bireylerde görülen, dil temelli bir öğrenme farklığıdır. Neyse ki disleksi tedavi edilebilen bir hastalık değil, ancak doğru yaklaşımlarla çok etkili bir şekilde yönetilebilir. Bu yazıda, disleksinin ne olduğu, belirtileri, nedenleri ve en önemlisi disleksi ile nasıl başa çıkılacağı konusunda kapsamlı bilgiler bulacaksınız.
Disleksi, beynin yazılı dili işleme biçimindeki nörolojik farklılıklardan kaynaklanan bir öğrenme bozukluğudur. Kişinin zekâsıyla, görme veya işitme sorunlarıyla ilgisi yoktur. Dünya genelinde nüfusun %7-20'sini etkilediği tahmin ediliyor ve Türkiye'de de oldukça yaygın. Genetik kökenli olması nedeniyle ailede disleksi öyküsü varsa risk daha yüksek.
Disleksi yaşam boyu süren bir durumdur, ancak erken müdahale ve doğru stratejilerle bireyler akademik ve profesyonel hayatta büyük başarılar elde edebilir. Albert Einstein, Thomas Edison gibi ünlü isimlerin yanı sıra Türkiye'de de birçok başarılı kişi disleksiyle yaşamış ve potansiyelini ortaya koymuştur.
Disleksi belirtileri kişiden kişiye değişir ve genellikle okul öncesi dönemde veya ilkokul yıllarında fark edilir. Erken teşhis, başa çıkma sürecini kolaylaştırır.
Disleksi sıklıkla dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), kaygı bozukluğu veya depresyonla birlikte görülebilir. Bu nedenle belirtiler fark edildiğinde uzman değerlendirmesi şarttır.
Disleksinin temel nedeni nörobiyolojiktir. Beynin sol yarımküresindeki dil ve ses işleme bölgelerindeki farklılıklar rol oynar. Manyetik rezonans görüntüleme (MRI) çalışmaları bu farklılıkları net olarak gösterir.
Başlıca nedenler ve risk faktörleri:
Disleksi bir "hastalık" değil, beynin farklı çalışmasıdır. Bu farklılık bazen yaratıcılık, problem çözme veya görsel düşünme gibi güçlü yönlerle de gelir.
Disleksiye kan testi veya basit bir muayeneyle teşhis konulmaz. Çocuk psikiyatristi, psikolog veya özel eğitim uzmanı tarafından kapsamlı bir değerlendirme yapılır. Bu süreçte okuma, yazma, kelime tanıma ve fonolojik farkındalık testleri uygulanır.
En ideal zaman okul öncesi veya 1-2. sınıf dönemidir. Erken teşhis, bireyin potansiyelini ortaya koymasında kritik rol oynar.
Disleksi ilaçla tedavi edilmez ve tamamen ortadan kalkmaz. Ancak bilimsel dayanağı güçlü eğitimsel yöntemlerle belirtiler büyük ölçüde azaltılır, birey hayatının her alanında bağımsız hale gelebilir. En etkili yaklaşım çoklu duyusal (multisensory) eğitim yöntemleridir. Bu yöntemlerde görme, işitme, dokunma ve hareket bir arada kullanılır (örneğin harfleri kum üzerinde çizerek öğrenme).
Araştırmalar, Orton-Gillingham gibi çoklu duyusal yöntemlerin en etkili olduğunu gösteriyor. Bu yöntemlerle destek alan çocuklar ve yetişkinler üniversiteyi bitirip başarılı kariyerler yapabiliyor.
Disleksi özgüveni ciddi şekilde etkileyebilir. Çocuklar "farklı" olduklarını düşünerek kaygı veya depresyon yaşayabilir. Bu nedenle duygusal destek şarttır:
Unutmayın: Disleksi bir engel değil, farklı bir öğrenme yoludur. Doğru yaklaşımla birçok disleksili birey sıradanın ötesinde başarılar elde eder.
Disleksi ile başa çıkmak, erken farkındalık, doğru stratejiler ve sevgi dolu destekle mümkün. Eğer siz veya çocuğunuzda disleksi belirtileri varsa vakit kaybetmeden bizimle iletişime geçin. Bu yolculukta yalnız değilsiniz; milyonlarca insan disleksiyi yöneterek hayallerini gerçekleştiriyor.Bu yazıyı okuduğunuz için teşekkürler. Deneyimlerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. Başka sorularınız olursa sormaktan çekinmeyin.
Her çocuk ve her birey potansiyelini ortaya koyma hakkına sahip!